Görünmez Zincirlerimiz ve Çerçevelenmiş Demokrasi Oyunu

Stalin’e atfedilen bir anekdot vardır. Stalin bir gün çevresindeki danışanlara ders vermek ister. Bir tavuk getirtir. Tavuğun tüm tüylerini yolar. Hayvan çırpınır, acı çekmeye başlar ve kaçmaya çalışır fakat nafile Stalin son tüyüne kadar yolar tavuğun tüylerini. Sonra tavuğu odanın ortasına bırakır.  

Eline bir avuç yem alır ve uzaklaşır. Tavuk, acıdan titreyerek Stalin’in peşinden yürümeye başlar. Stalin hızlanır ve tavukta peşinden gelir. Acının kaynağının o adam olduğunu çoktan unutmuştur. Bu hikâye size tanıdık geldi mi?  Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana. O bile pahalı gelir olmuş ama neyse. 

Bu hafta güzel ülkemizde demokrasiyi çerçeveledik ve sokaklarımıza barış getirmek için birkaç bincik teröristi salmaya karar verdik. Aman affedelim gitsin. Üniversitelilere de af çıktı bu arada.  

Şehidimize Mehmetçik dedik ve onları unuttuk. Onların boynu bükük geri de bıraktıklarını unuttuk. Köy yolunda otobüs yolu kesenleri ve köylüden haraç alanları unuttuk. Dağda taciz edilen bacılarımızın namusunu da unuttuk. Bebek katilinin bu emri verdiğini de unuttuk.  

Barış güvercini olup ada da misafir ağırlasın diye yasa uydurduk. Belki kürt vatandaşın oyu gelir diye. O vatandaşın itibarını da unuttuk. Onlar katil değil ki, suçlu hiç değil ki. Bu işler biraz moda gibi. Bir gün sol giyiniyorlar başka bir gün sağ. 

Moda 

Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı derler eskiler. Moda ise hep eskiye döner. Dağdaki çobanın keçe kepeneği ünlü bir markanın kış koleksiyonunda yeniden moda oldu. Ancak “Anadolu” kelimesinin izi bile geçmedi görsellerde. Esinlen fakat adını anma.  

Şimdi dağdaki çobanın oyunu düşünen var mı ya da varlığını önemseyen? Varsa yoksa elinde tüfekle suç işleyenler moda bu aralar biz de. Folklorik doğal bir dünya adıyla sundular koleksiyonu.  Aynı firma Çin’in Tang döneminden kalan çiçeği de sahiplendi. 

Bir çay firmasına 10 milyon yuan tazminat ödetti. Moda kültürel gönderme yerine kültürel sömürme halini almış durumda. Baklavamıza ve cacığımıza Yunanlılar sahip çıkmışken şaşırmamışsınızdır buna eminim. 

Globalleşmiş bir evrende soyut kültürel miraslara bile el koyuluyor ve sonra da sahipleri kullanmasın diye tescilleniyor artık.  Son sahip kimse onda kalıyor tüm hakları. Hastalanmış gibi görünüyor tüm dünya. 

Hasta Adam 

Aksırıp duran dünyanın her köşesinde savaşlar varken zaten bitmiş terör örgütü başımıza barış güvercini kesilmiş durumda. Rusya’da dronlar manavı öldürmeye çalışıyor. Biz alakamız olmayan bir savaşın bünyesine dahil olmak için alelacele Mekke anlaşması imzalıyoruz. 

İki gün önce köprüyü ABD bayrağına boyadığımızı da unuttuk tabi. Türk Mehmetçiğini NATO’ya mı kurban versek acaba yoksa Afganistan’a mı? Bu anlaşmalar yürürlüğe girerse meclis onayı gerekmeden gönderebilecekler. İran’a asker göndermeye kalkarsak bu yazıyı bulabilirsiniz. 

Haberiniz var mıydı bilmem. Şaibeli konular üç güne sığdırılıyor. Beş güne imzalanıyor. Allah’tan saymayı biliyoruz. 

Rakamlar 

Bir yuan 7 TL.  Nereden geldik buraya? Gündeme yetişmek zor. Motorin 80 TL sınırını aştı ve benzin 70 TL barajına dayandı.  ABD’ye zeytinyağı ihracatı da %57 azaldı. Bir market daha el değiştirdi. Tarım sektörünün takibe giren borcu son bir yılda üçe katlandı. 

Elinde bir oy pusulasıyla doğmuş halkımız da bir işe yarayacağını sanıyor. İçerisi oy verdiğiniz belediye başkanlarıyla doldu. Biraz daha alan açmaya da kararlılar gibi. Girişteki tavuk hikayesi gibi halimiz vesselam. Elimizdekine şükredip yazmayı bırakalım en iyisi. 

Ne yaparsam yapayım bir şey değişmeyecek. Evet, karamsarım bu hafta. Bir kiraz ağacının gölgesindeyim. Bir bulut yaz rehavetiyle başımda süzülmekte. Serin serin bir rüzgâr esiyor şu temmuz ayının sıcağında. 

Parklarda sulama için kullanılan fıskiyelere hiç dikkat ettiniz mi? senkronik hareketlerini gördünüz mü? Biraz uzaktan bakınca hepsi aynı  anda aynı yöne döner. Belki halkın tamamı kendi iyiliği olan yöne dönerse değişir bir şeyler. Umutsuz olmayalım. Sizler de esenlikle kalın ve bol su için.