Hepimiz iyi vatandaşlarız. Kırmızı ışıkta geçmeyiz, yanlış bir yere park etmeyiz ve neden kesildiğini tam olarak bilmesek bile trafik cezalarımızı öderiz. Buna rağmen ekonomi yönetiminin yükünü, her geçen gün biraz daha yurttaşın omuzlarına bindirdiğini görüyoruz. Ekonomimizde; kalıcı ve yapısal çözümler üretmek yerine artık günü kurtaran düzenlemelerle ilerleniyor.
Son yaşanılan örnek, yurt dışı alışverişlere getirilen yeni gümrük uygulamaları. Yurt dışına çıkış harcındaki artıştan sonra, şimdi de online alışverişle alınan bir kitap, bir tornavida ya da küçük bir elektronik parça ülkeye girerken iki-üç kat pahalı hale gelecek.
Hatırlatalım ki; bu düzenleme yüksek enflasyon ortamında alınmış bir karar. Enflasyon düşürülemeyince çözüm gümrük kapısında mı aranıyor? Yıllardır gelirler artmıyor, maaşlar reel olarak eriyor ve temel tüketim maddeleri pahalılaşıyordu. Yurttaş ise en azından bazı ihtiyaçlarını daha uygun fiyata karşılayabildiği bir kanalı kullanıyordu. Şimdi o kapı da kapatılıyor. Sorulması gereken bazı soruları bu hafta birlikte inceleyeceğiz.
Ekonomik krizin bedeli neden yine tüketiciye kesiliyor? Lüks kamu harcamaları, israf, verimsizlik hiç konuşulmazken neden çözüm olarak yurttaşın küçük paketine göz dikiliyor?
Kriz yok diye düşünen aydın! kişilerin yazının gerisini okumasına gerek yoktur.

Karşılaştırmalı Perspektif: Avrupa Örneği
Bu tür düzenlemeler savunulurken sıkça “Avrupa’da da benzeri var” deniliyor. Ancak bu karşılaştırma bağlamından koparıldığında yanıltıcı olduğunu söylemeliyim. Avrupa ülkelerinde alım gücü yüksek, enflasyon görece düşük ve sosyal destek mekanizmaları güçlü.
Aynı vergisel uygulamayı alıp, aynı ekonomik ve sosyal koşulları sunmamak adil bir karşılaştırma değildir. Avrupa’da vergi vardır ama karşılığında ücret artışı, sosyal koruma ve fiyat istikrarı da vardır. Avrupa standardında yaşamayan bir topluma Avrupalı vergi yüklemek adil değildir.
Bu tercih, ekonomiyi iyileştirmekten çok tüketiciyle ekonomi yönetimi arasına yeni bir duvar örmektedir. Üretemeyen, fiyatları denetleyemeyen bir sistem yine çözümü yurttaşın cebinde aramaktadır. Gümrükte bekleyen şey de artık küçük bir kargo değildir. Karşımızda pişkin ifadelerle yetkililerce cevapsız bırakılan sorular ve halkta giderek incelerek sonunda kopacak bir umut ipliği var.

Vatandaşa Has Gümrük Duvarı
“Senin daha ucuza alışveriş yapma ihtiyacın, benim vergi ihtiyacımın gerisinde.”
Mesajı aldınız mı?
Oysa sosyal devlet anlayışı tam tersini gerektirir. Devlet, yurttaşın alım gücünü korur ve onu piyasanın ve enflasyonun insafına terk etmez. Burada temel bir ayrım ortaya çıkıyor: İktidar karşısında bir süredir hizmet etmesi gereken yurttaşını mı görüyor yoksa yalnızca potansiyel bir vergi kalemini mi?
Türkiye ekonomisinin kronik sorunlarından biri vergi gelirlerinin büyük ölçüde dolaylı vergilere dayanmasıdır. Hazine ve Maliye Bakanlığı resmî verilerine göre; vergi gelirlerinin yaklaşık üçte ikisi KDV, ÖTV ve ithalat vergilerinden oluşmaktadır.
Bu üçlü yapı, tüketimdeki her daralmanın bütçeyi doğrudan etkilemesi anlamına gelir. Yurt dışı alışverişlere getirilen yüksek vergiler kısa vadede sınırlı bir tahsilat artışına neden olur ancak orta vadede tüketimi baskılayarak vergi tabanını daraltır. Ekonomi literatürü; bu konuda nettir. Vergi oranları artarken işlem hacmi daralıyorsa, kamu gelirleri kalıcı olarak artmaz. Anlamadıysanız önceki cümleyi tekrar okuyunuz.
Fiyat Makası ve Alım Gücü Gerçeği
Yurt dışı e-ticarete yönelimin temel nedeni lüks tüketimmiş gibi gösteriliyor. Lüks tüketimi yaşayan tek bir ayrıcalıklı kesim kaldı ülkemizde. Asıl sebep fahiş fiyat farkıdır. Döviz kuru, yüksek dolaylı vergiler, sınırlı rekabet ve maliyet yapısı nedeniyle birçok ürünün yurt içi fiyatı, yurt dışı muadillerinin çok üzerine çıkmaktadır.
Ayrıca artık hane halkı gelirleri bu artışı telafi edememektedir. Bu koşullarda tüketicinin daha ucuz alternatiflere yönelmesi son derece rasyonel bir davranıştır. Bu davranışı vergiyle bastırmak, alım gücü sorununu çözmeyecek ve sadece sorunu görünmez kılacaktır.

Enflasyonla Mücadelede Yanlış Araç
Amazon’dan alınan bir kitap, Temu’dan sipariş edilen bir kablo, AliExpress’ten gelen küçük bir yedek parça… Bugün bunların her biri “ekonomik tehdit” olarak yaftalanıyor. Bununla birlikte düzenleme; sınır ötesi e-ticaretin pahalılaştırılması ve enflasyonun temel nedenlerine dokunmamaktadır.
Aksine durum dış rekabet baskısını azaltarak iç piyasada fiyatların daha rahat yükselmesine zemin hazırlamaktadır. Bu da enflasyonla mücadelede ters yönlü bir etki yaratır. Yurttaş ise; şu içinde bulunduğumuz konjonktür de korunmuyor hatta tersine her geçen gün daha da sıkıştırılıyor. Nitekim düzenlemenin hemen ardından bazı firmaların fiyat artırması bunun ilk göstergesidir.
“Yerli üretimi koruma” iddiası ise mevcut haliyle ikna edici bir bahane değildir. Yasaklar ve gümrük duvarlarıyla sağlanan koruma, verimliliği ve teknolojik yatırımı teşvik etmez aksine yüksek maliyetleri kalıcılaştırır.
Türkiye’nin ihtiyacı küçük kargoları vergilendiren geçici önlemler değildir. Üretimin ucuzlatılması, rekabetin artırılması ve yurttaşın alım gücünün kalıcı biçimde güçlendiren bütüncül bir ekonomi politikasına geçilmesi gereklidir. Bu nedenle konu, bireysel alışveriş pratiklerinden çok, alım gücü, piyasa yapısı ve kamu maliyesi bağlamında ele alınmalıdır ve dijital ticaret ekonomimizin nemli bir sac ayağıdır.

Dijital Ticaretin Yapısal Niteliği
Sınır ötesi e-ticaret, küresel ticaretin yapısal bir bileşenidir. 1990’ların ortalarından itibaren dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte ticaret, fiziksel sınırların ötesine taşınmış, fiyat karşılaştırması, ürün çeşitliliği ve erişim imkânları küresel ölçekte yeniden tanımlanmıştır.
Özellikle 2000’li yılların ikinci yarısından sonra B2C odaklı sınır ötesi e-ticaret hacmi, geleneksel dış ticaret kanallarını tamamlayan bir unsur hâline gelmiştir. Öte yandan sınır ötesi e-ticaret yalnızca tüketiciler için değil, küçük ve orta ölçekli işletmeler için de küresel pazarlara açılma fırsatı sunmaktadır.
Dijital platformlar, geleneksel dış ticarette KOBİ’lerin karşılaştığı maliyet ve ölçek engellerini önemli ölçüde azaltmaktadır. Ancak bu potansiyel, iç piyasada rekabeti ve üretim verimliliğini artıracak politikalarla desteklenmediğinde tek taraflı bir bağımlılığa dönüşmektedir.
Ekonomi Paketlerle Yönetilmez
Velhasıl kelam; sorunların üzerini örtmek bir ekonomi politikası değildir. Asıl sorunların kaynağını ortadan kaldırmak gerekir. Makroekonomik açıdan bakıldığında ise; bu düzenleme, tüketim üzerinden vergiye aşırı bağımlı mali yapının yarattığı bir çıkmazı yansıtmaktadır.
Sonuç olarak bu politika, ekonomiyi iyileştirmekten çok, tüketici ile ekonomi yönetimi arasına yeni bir duvar örmektedir. Gerçek çözüm; üretimi ucuzlatmak, rekabeti artırmak ve yurttaşın alım gücünü güçlendiren bütüncül bir yaklaşım ortaya koymaktır. Yurttaş olarak; son yirmi küsur yıldır, bu ülkede mutlu bir gün görmedik ama sorarsanız bugünden iyiyiz dedik. Candan şarkılar gibi vatanımızda ne üzülür ne sevinir yazık oyalanır olduk. Daha iyi ve refah günleri yakında görmek dileğiyle.
