Büyük Açık: Fon Olayı ve Adalet

“Adalet nedir? Ağaçları sulamak. Zulüm nedir? Dikene su vermek.”

Mevlâna

Bir yatırım fonunu şöyle düşünün. Siz bankaya veya portföy yönetim şirketine 100 bin TL veriyorsunuz. Fon yöneticisi bu parayla sizin adınıza hisse senedi, tahvil, mevduat gibi yatırım araçları satın alıyor. Siz tek tek hisse almak yerine profesyonel bir yöneticinin oluşturduğu sepete ortak oluyorsunuz.

Sorun şu iddiayla başladı. Bazı fonların, borsada işlem gören ve piyasada çok fazla alınıp satılmayan bazı hisselerde olağanüstü büyüklükte pozisyon aldığı; bu işlemlerin de hisse fiyatlarının yükselmesine ve dolayısıyla fonların değerlerinin olduğundan çok daha yüksek görünmesine yol açmış olabileceği ileri sürüldü.

Basit bir örnek vereyim. Bir şirketin borsada dolaşan hisselerinin değeri 100 milyon TL olsun. Bir grup yatırım fonu bu hissenin çok büyük bölümünü almaya başlıyor.

Talep artıyor, hisse fiyatı yükseliyor, fonun elindeki hisselerin değeri yükseliyor ve fonun getirisi olağanüstü yüksek görünüyor.

Bu yüksek getiriyi gören yeni yatırımcılar da fona para yatırıyor. Yeni para geliyor, fon daha fazla hisse alıyor ve hisse fiyatı daha da yükseliyor. Böylece bir “kendi kendini besleyen fiyat artışı” oluşabileceği iddia ediliyor. Bazı fonların ilişkili şirketlerde çok büyük pozisyonlara ulaşmasının soruşturmanın merkezindeki konulardan biri olduğu belirtiliyor.

Peki sistem ne zaman bozuldu?

Asıl problem yatırımcılar paralarını geri almak istediğinde ortaya çıktı. Çünkü ekrandaki fon değeri ile gerçekten nakde çevrilebilecek varlığın değeri aynı şey olmayabilir.

Örneğin fonun elinde 1 milyar TL değerinde görünen bir hisse olduğunu düşünün. Fakat piyasada o hissenin gerçek alıcısı çok azsa ve fon bu hisseleri satmaya başladığında fiyat hızla düşüyorsa, 1 milyar TL’lik görünen değer kısa sürede çok daha aşağıya inebilir.

Bu durumda çok sayıda yatırımcı aynı anda parasını isterse fonun likidite problemi ortaya çıkar. 2026 Eylülündeki kriz de yatırımcıların para çekme taleplerinin bazı fonlar tarafından karşılanmakta zorlanmasıyla büyüdü.

SPK neden 131 fonu kapattı?

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül’de Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls gibi portföy yönetim şirketlerinin TEFAS’ta işlem gören fonlarının işlemlerini durdurdu ve toplam 131 fonun tasfiye edilmesine karar verdi.

Savcılığın harekete geçmesiyle, operasyon düğmesine basıldığı an arasındaki zaman diliminde 12 kişinin aracılığıyla aslan payının yurt dışına çıkarıldığı söyleniyor. Bu on iki havari kim ve kim için hızla harekete geçti. Bu kısımlar çokomelli haliyle.

Buradaki “tasfiye” kelimesi önemli. Tasfiye, kabaca; Fonun faaliyetinin sona erdirilmesi, elindeki varlıkların paraya çevrilmesi ve yatırımcılara dağıtılması demek. Etkilenen fonlarda yaklaşık 500 bin yatırımcı ve yaklaşık 20 milyar dolarlık varlık bulunuyor.

Yani mesele birkaç zengin yatırımcının yaşadığı bir problem olmaktan çıktı; çok sayıda küçük yatırımcıyı ilgilendiren büyük bir finansal krize dönüştü. Reuters’ın; 30 Eylül tarihli haberine göre soruşturma kapsamında 217 kişi hedef alındı, 56 kişi tutuklandı. Ayrıca Borsa İstanbul’da 26 hisse üzerindeki işlemler inceleniyor.

Çok konuşulan hisse işlemleri neydi?

Fon skandalının göbeğinde kimler var? Pusula fonlarının Katılımevim’deki pozisyonu şirket sermayesinin yaklaşık %25,59’una kadar çıktı. Pusula’nın yönettiği fonların Gündoğdu Gıda’daki payı yaklaşık %38,67’ye ulaştı. Tera Portföy tarafından yönetilen fonların Destek Finans’taki pozisyonu şirket sermayesinin yaklaşık %10,20’sine, fiili dolaşımdaki hisselerin ise yaklaşık %39,41’ine ulaşmıştı.

Bir fon, bir şirketin piyasada işlem gören hisselerinin bu kadar büyük bölümünü topladığında fiyatın doğal arz-talep mekanizmasıyla mı yükseldiği, yoksa ilişkili işlemler veya başka yöntemlerle yapay biçimde desteklenip desteklenmediği nasıl denetlenecek? Ya da neden denetlenmedi?

Küçük Yatırımcı

Burada vatandaşın kafasını karıştıran nokta şu: “Ben hisse senedi almadım, fona para yatırdım. Benim suçum ne?” Cebindeki son kuruşu fona ekleyenler, ameliyat parasını burada tutanlar ve şu anda çocuğuna okul harçlığı bile veremeyenler var. Zaten olayın toplumsal açıdan en kritik tarafı bu. Bir yandan da fonzi Fatmalar kurdukları düzen açığa çıktığı ve bozulduğu için üzgün durumda.

Devletimiz, kendi mührü altındaki faaliyet gösteren bir piyasada, 5oo binden fazla insanı ve borsadaki etkisi nedeniyle milyonlarca kişiyi ilgilendiren olağan dışı hareketleri neden görmedi? İtibarı önemlidir ve iktidar da baştan ayağa içine sızmış vurgunculardan arınmalıdır.

Vatandaş parasını profesyonel bir fon yöneticisine emanet ediyor. Devlete güveniyor. Fonun içinde hangi hisselerin bulunduğunu, bu hisselerin ne kadar likit olduğunu veya fon yöneticisinin başka şirketlerle ilişkilerini vatandaşın tek tek bilmesi beklenmiyor. Yatırım yapmak suç değildir.

Dolayısıyla yatırım fonu sisteminin temelinde güven, şeffaflık ve bağımsız denetim var. Bu üçünden biri ciddi biçimde zayıflarsa, risk yalnızca profesyonel yatırımcıya değil, küçük yatırımcıya da geçiyor.

Peki yatırımcı parasını geri alabilecek mi?

 SPK düzenlemesine göre, tasfiye edilen fonlardaki 1 milyon TL’nin altındaki yatırımlar için net yatırım tutarının tamamının, 1 milyon TL’nin üzerindeki yatırımlar için ise başlangıçta 1 milyon TL ara ödeme yapılması planlandı. Sürecin para piyasası fonlarından başlaması öngörüldü.

  Ancak burada da önemli bir ayrıntı var. Bu, bütün varlıkların nihai olarak ne kadar kayba uğradığının şimdiden belli olduğu anlamına gelmiyor. Fonların tasfiye edilmesi, varlıkların gerçek değerlerinin belirlenmesi ve yatırımcıların nihai alacaklarının hesaplanması zaman alacak.

Ortada gerçekten kurulmuş ve sermaye piyasası sistemi içerisinde faaliyet gösteren yatırım fonları, borsa işlemleri, hisse fiyatları, portföy yönetim şirketleri ve piyasa manipülasyonu iddiaları söz konusu. Fon krizinde ise gerçek fonların içindeki işlemler, hisse fiyatları ve fonların değerlerinin nasıl oluştuğu konusunda manipülasyon şüphesi araştırılıyor.

Demek ki, ekranda görünen 100 liralık yatırımın gerçekten 100 lira edip etmediğini sorgulamadığınız bir sistemde, “yüksek getiri” tek başına güven göstergesi değildir. Bu olayın asıl tartışılması gereken tarafı da yalnızca “kim tutuklandı?” değildir. Kazanç sağlayanlar arasında ülkeyi yöneten partinin kurmayları çıktı. Bu da skandal gerçekten ihmalden mi çıktı diye düşünülmesine neden oldu.

Hatta, dünyanın en büyük varlık fonu olan, Norveç Varlık Fonu da bu skandaldan nasibini aldı. Bu da borsamızın itibarı için büyük bir leke ve emin olun küresel bir iz bırakacaktır. Ben ekonomist değilim herkes gibi fakat finansal okuryazarlık ve muhasebe dersleri almış biri olarak konuyu anlatmaya çalıştım.

Vatandaşın mühre duyduğu itimattan, hukukun bağımsızlığından ve devletin itibarından birkaç kişinin kar etmesi için vazgeçilemez. Bu kadar büyük pozisyonların nasıl oluşabildiği, risklerin neden daha erken fark edilmediği, bağımsız denetimin nerede olduğu ve küçük yatırımcının neden sistemin sonunda riskle karşı karşıya kaldığı mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.