Savaş ve Barış Üzerine: Anka Kuşunun Sırrı

“Savaş… korkunç bir savaş.

Dullar. Yetimler. Annesiz çocuklar.

Bu mu istediğimiz gelecek?”

Afişlerde, marşlarda, sloganlarda ve haberlerdeki söylemler savaşı sürekli romantize eder. Fedakarlık övülür. Kahramanlık, güç ve strateji kelimeleri havada uçuşur. Tarih boyunca savaş farklı toplumsal bağlamlarda yüceltilmiş ve ulusal kimliğin bir unsuru haline gelmiştir.

İnsanlığın gelişimi, kısmen de savaşların sonucu olmuştur. İnsanlık bilgisayar icat edildiğinde sevindi fakat o bir savaş teknolojisiymiş. İnternet hayatımızı kolaylaştırdı. Meğer o da bir savaş teknolojisiymiş. Navigasyon ve yapay zeka da keza öyle.

Peki her savaş gerekli midir? Tolstoy, “Savaş ve Barış” ta savaşın ancak özgürlük için meşru olabileceğini yazar. Ona göre savaş vicdanlar sustuğunda başlar.

Küllerinden Doğan Anka

Bazıları, savaş sonrası daha güçlü bir toplum geleceğine inanır. Bu ise çoğunlukla bir teselli söylemidir. Savaşı gerekli göstermeye çalışan manipülasyonlardan biridir. Küllerinden doğmaya çalışan yeni, demokratik ve aydın bir neslin gelmesi oldukça vakit alır.

Bu süreçte masum insanların ölümü, sistemin korunması uğruna zorunlu hâle gelir. Savaşların ardından yeni bir şeyler elbette gelir fakat bu, küllerin değerli olduğu anlamına gelmez.

Anka kuşu efsanesi, her zaman bir umut ve diriliş sembolü olmuştur. Kendi küllerinden yeniden doğan efsanevi varlık süreklilik sembolü olarak anlatılagelmiştir. Ancak hikayeye göre Anka kendi iradesiyle yanar. Birileri onu savaşta yakmaz.

Halkı uyutan diriliş ve kahramanlık hikayeleri, savaşlarda ölenleri ve nesiller boyunca aktarılan travmaları ortadan kaldırmaz. Olsa olsa psikolojik bir teselli ve yeni savaşlar için zemin hazırlama işlevi görür.

Anka kuşu ise sadece bir efsanedir. Savaş kolektif bir yıkım mekanizmasıdır ve çoğu zaman döngüseldir.

Savaş ve Bugün

Haberlerde artık Gazze’yi görüyor musunuz? Derme çatma çadırlarda yaşayan çocuklara bayramda bir hayır kurumu şeker dağıttı. Gazze, bir anlaşmaya imza atmamızla yıkıntılar içinde kaderine terk edildi.

Peki; Ukrayna’da neler oluyor? Reuters’in Mart 2026 tarihli haberlerine göre; yine siviller ölüyor. Kimsenin umurunda mı? İran’da okullar ve hastaneler bombalanıyor. Türkiye; elinde vileda sapıyla, harita başında dedikodu yapıyor. Amerika’ya barış çağrısında bulunan biri oldu da biz mi görmedik.

Lübnan, İsrail ve sözde İslam Arapları geçiyorum. İstiklal marşımız zorla bu korkak ve sefahat düşkünü insanların dilinde söyletiliyor. Türk milletinin bağımsızlık marşını da bırakın Türkçe olsun bir zahmet. Uzungöl’e gidin arkadaşlar. Levhalar Arapça ve esnaf Türklere dönüp bakmıyor bile. Nedir bu bazılarının Arap hayranlığı? Para mı dediniz?

“Yurtta sulh, dünyada sulh”

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Barış ve Atatürk

Atatürk, bu ilkeyi özellikle Türkiye’nin dış politika anlayışının temeli olarak ortaya koymuştur. İçerde barış ve istikrar olmadan dışarda kalıcı barışın mümkün olmadığını vurgulamak ister.

“Yurtta sulh” demek, önce insanın kendi evinde, kendi dilinde ve kendi vicdanında şiddeti meşrulaştırmaması demektir. “Dünyada sulh” ise, bu iç disiplinin milletler arasındaki ilişkiye dönüşmesidir. Bir ülke yalnızca ordusuyla değil, merhamet kapasitesiyle de büyür.

Savaş çığırtkanlığı yapanlar ve vatanını içten içe bölmeye çalışanlar bile bugün aniden bu ilkeye sığınıyor. Barış, insanın insana düşman olmayı reddettiği o sarsılmaz iradedir.

Savaş ve Anlatı

1916‘da Birinci dünya savaşında, Britanya ordusunda subay olan bir yazar vardı. Somme muharebesinde savaştı. Yaklaşık 1 milyon ölü veya yaralından bahsedilir. Tolkien burada siper savaşının tüm yıkıcılığına tanık oldu. Yakın arkadaşlarının çoğunu savaşta kaybetti.

J.R.R. Tolkien’in eserleri, savaşın insan psikolojisi ve toplum üzerindeki etkilerine edebi bir pencere sunar. Tolkien, orta dünya için yazdığı hikayesinde şöyle der:

“En küçük kişi bile geleceğin akışını değiştirebilir.”

Savaşlar çoğu zaman aniden çıkmış gibi görünür fakat öncesinde uzun bir vicdan aşınması vardır. Önce insanlar küçük adaletsizliklere alıştırılır. İnsani hakları ve mülkleri yavaşça elinden alınır. Hukuk araçsallaştırılır. Böylece, oluşturulan korkak toplum için büyük felaketlere tahammül etmek daha mümkün hâle gelir.

Savaşın sesi hep gür çıkar. Barış ise o gürültünün altında, görünmeden ve sabırla dokur zamanı. İlmek ilmek huzur örer gönüllerde. Barış insanlığı ayakta tutar. Büyük söylemlerden çok gündelik, küçük ve doğru seçimlerle sağlanabilir.

Bir okul defterinin ilk sayfasında, bir evin karanlığındaki sarı sıcak ışıkta ve bir çocuğun korkusuz uykusunda nefes alır. Hakikidir. İnsanlığın ihtiyacı belki de sadece kalıcı barışlardır.